bağlantıtwitleyolla facebook'a


Reblogged from birolozdemir


 9 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


yaa… dışındasındır çemberin…

bakmayın öyle durduğuna, iyi birisidir aslında. belli canı sıkkın bugünlerde, yoksa böyle kötü bakmaz etrafına, tanırım kendisini, sanırım bir şeyler ters gidiyor, ya da her şey havada. bilseniz bu adam ne acayip şeyler yaşamış zamanında, o zamanlar bile öyle güzel bakarmış ki sağa sola, gülmekten morarırmış etrafındaki herkes, şakakları ağrırmış şafaklar sökene kadar, oysa o zamanlar bu adam güneşi göremiyormuş hiç, ve hep sırılsıklammış terden, bazı arkadaşları türlü numaralar çekiyormuş buna, hiçbiri sökmüyormuş. canı hiçbir şey çekmiyormuş ama gülüyor gibi yapıyormuş herkes uyuyana kadar, kimsenin uykusunu neşesini kaçırmak istemiyormuş. kendine verdiği görev, sızma durumu oluşana kadar herkesin uykusunu kaçırmak ve kalan vaktini içine içine dökerek, hüngür hüngür ağlamakmış. ağlamak bunun annesinin adıymış ve zekâyla ilgili genler anneden geçiyormuş çocuğa, bununla kalmalıymış ama kalmamış, bir de “eq” denilen bir zekâ türü varmış, bu adamın gözü tokmuş aslında ama dut buldu mu arsızlaşırmış birden, tutmuş, annesinin saçlarından beyazlar ve gözlerinden kırışıklar içinde yürüyen damlalar almış, o zamandan beri kendini hayli salmış, yoksa iyi biridir aslında, sesi çıkmıyor hiç, baksanıza, ne kadar acayip insanlarla geziyor ve hepsine de iyi davranmaya çalışıyor, belki çıldırmak üzeredir, bu kadar çok kötü kalpli insan arasında bulduğu üç beş parça mutlulukla yetiniyor, deliriyor olabilir, hayret ediyorum, nasıl dayanıyor?

aldanmayın kalabalığa, bir çember içinde daralıyor, çember, bir noktaya eşit uzaklıktaki bütün diğer noktaların halay çekmesiyle oluşuyor ve merkezde işte o bir nokta var, yapayalnız ve bir saat yönüne bir tersine çekilen halayları izlemekten başı dönüyor, hırsa kesmiş halay başı, döndürdükçe döndürüyor, bütün diğer noktalar el ele tutuşuyor ama bunun tek sebebi ona eşit uzaklıkta olmaları aslında, yoksa çoğu tanımaz birbirini, hepsi onun sayesinde ama elini tutan yok, herkes oyunda, eğlencede.

başı döne döne izliyor, çevrilen bütün çemberleri, bütün oyunları başka noktalar oynuyor, şaşıp kalıyor ve o kadar iyi birisi ki aslında, yüzündeki ifadeye aldanmayın, bütün bu olan bitene rağmen oyunu bozmak istemiyor, kıpırdamıyor bir yere, almışlar ortaya dalga geçiyorlar, fark etmiyor mu, ediyor, sevildiğini varsayıyor, daraltıp daraltıp çemberi genişletiyorlar, mesafeler kısalıyor sanıyor, bakıyor ki açılıyor birden, sıkıntılarının hepsini küçücük çemberin içine atıyor, nokta şiştikçe yakınlaşır gibi oluyor, ona öyle geliyor, dışına çıkamadığı gibi içinde de yer bulamıyor, yine de gülümsüyor…

“bakmayın siz güldüğüme, sinirimden.”


 3 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


camdaki teyze mi

sen bütün gün otur

ben izleyeyim buradan,

akşama kadar.

 

ışığını yak,

perden açık kaldıkça

ben izleyeyim,

senin ne izlediğini, için için

kambur duruşuna üzülerek,

kim olduğunu bilmeden,

yüzünü,

gözlerini,

vücudunu görmeden,

yaşın kaç,

işin ne,

ne için bütün gün

aynı odada oturuşuna şaşkın.

 

sıkılmışsındır,

ya da canın sıkkın…

bilsen,

benim de,

hem nasıl…

gelsen,

kimsin, bilsem.

 

bak

bitirdik yine günü.



 2 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


c’est bien (ya da yaşasın halkların kardeşliği)

ankara ankara olalı böyle fransız görmedi diyor bilenler. daha da bilenler diyor ki hatta, ne osmanlı ne afrika ne asya görmedi böyle eziyet frenklerden; bu ne ola şimdi? temaslar kuruluyor, fikirler teatide, bütün bir siyaset güruhu avrupa’nın peşinde, hâlbuki avrupa işinde gücünde ve aldığı bütün sıkıntılı nefesler ensemin dibinde. bir elim civar müesseselerde olmasına rağmen sen içindeyken bunların, ayaklarım annemin korkuyla ağlayan ve hayran hayran bakan gözleriyle oturduğu bankın üzerinde, champs-elysées’de.

sinir elektrik olmuş içimde, damarlarım kablo, ve sigorta, atmaya doyamıyor. bana her bakışın fıldır, ama devreyi tamamladığı zaman dizkapağınla burnum kulağım ya da parmağın, uzun menzilli her bakışın bana zûldür, ha, güzeldir her türlü; ver gruuvu. bu bakışların ikisi çok benzemese de birbirlerine, her ikisinin de tıpatıp benzediği bir üçüncü var diyor ısrarla bilenler, bilmeyenler daha da ileri gidiyor üstelik: “kardeşmiş bunlar…”. gözlerden kardeşlik tespit edebilen tuhaf yeteneklere sahip insanlar var, ama insan çok işini göze gerek kalmadan tek elle görebiliyor ve ikincisini ne yapacağını çok zaman bilemiyor diyor bazı bilimsel bulgular; en güzeli, varsa civarda, bebek kokulu frenk teni, ya da huzura karşı yatır beni, tırmala beni okşa beni, okşa okşa okşa…

kardeş kardeşe bunu eder mi, kardeş kardeşin aklını alır gider mi, bu işte bir iş var, ya bir film çeviriyorlar macera-komedi, bizi dublör ettiler içine, ya da türk’ün avrupalıyla geçmişten günümüze ilişkilerini irdeleyen bir belgesele meze. fark etmez ama, nikah kıyılacak olsa bile bir fırlayacak olur muhakkak gözümüze soka soka bakışlarımızı: “durun! siz kardeşsiniz!!!”.

kardeş…


 2 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


eşyayım tabiatım

eşya gibi bir kenarda

duruyorum, öylece

lazım olacağı vakti bekler

eşya gibi.

 

bir sürü sahibim var üstelik,

gözümün ayrı

gönlümün ayrı.

 

bazı şeyler var yine de

sırf bana ait

kollarım mesela;

başımın üstünde birleştiği zaman

mezartaşım gibidir,

avuçlarımda yazı kalıntıları

geçtiğim her hikayeden…

fotoğraf: ronit bigal


 2 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


çiçek

çizdiğin çiçekti yüzün sağa sola

koskoca gözlerin, ışıl ışıl

sımsıcak yüreğin, kocaman,

arabamın sileceğine sıkıştırdığın

sıkışık zamanlarda

sığdıramıyorum şimdi içime,

olmuyor; 

olmadığı için,

ben senin kadar güzel olmadığımdan,

yani

çizdiğin çiçek gibi,

üzerindeki kelebek,

ben daha yaşarım güzelim,

sen gülmeye devam et,

neler anlatırım ben sana gene,

hızlı,

senden hızlı,

gidişinden hızlı

neler yazarım daha,

daha sözüm vardı,

sözüm söz.

 

sen benim kadar aramadığından zaten,

ben getirirdim yazınca,

sen okurdun

sevdiklerini yazmıştın ya bir kağıda

bunları da ekleyiver sonuna,

bir sonraki bahar aradığımda

habersiz gibi,

hiç haber vermezdin ki giderken

yine vermedin,

güz esti mi severdin,

güz arkası kış işte

gidiverdin,

ne başı yılın,

ha sonu,

aşkolsun.

 

nefesim ensende,

dizlerin dibine

kucağındaydı ya hep başım,

konuşamazdın

fırsat vermezdi dilim,

konuşsaydın;

kimse gelmese

ben gelirdim hani

neden canım, bu kez bilseydim

ya ben gelmeseydim, ömürlerce

gitmeseydin.



 2 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


çatal kalkan ekibi - 2

yedi dakika daha bekleseydin gelmek için, böyle olmayacaktı oysa; ayyaş olacağım, o olacak! serdar bey, bir dark alabilir miyim, biraz da çerez ama, sevmiyorum çünkü ben bira… elin neden bu sevimsiz adamın omzunda?

bu üç nokta benim çantadaki yedeklerden değil, kendi imkânlarıyla girdi araya, bir sevimli gibi adamın girişken katkılarıyla. ara verdik beş on dakika, bu arada hemen tanışmış bulunduk çevrendeki çemberin bütün noktalarıyla. merkeze uzanamıyor çapım, yarım bile değil, çünkü sevimli suratlarla süslenmiş adamların yarısı bile gerçek değil. aslında sen de gerçek değilsin, güzel bile sayılmazsın şıklığını ve duruşunu saymazsak, ya da yanaklarını yakan kibriti. ama ben de hastası değil miyim zaten sanal ortamların, daral gelmeleri değil mi üstüme beni hasta eden, o zaman, keyfim yerinde diyebiliriz, demeliyiz soranlara, sen benim canımı sıkıyorsun diye taş evler kurmamak lazım iyi kalpli tümüyle gerçek insandan araziler üstüne. ben duvarcı ustası olmalıydım galiba küçük şehirlerde, ama oynak zeminlerde her sarsıntıda devrilip devrilip kalkan binaların temelinde amele kaldım işte sen ve diğerleri yüzünden, bütün tanıdıkların gözünde. tanıdığım bütün senler yaşlandı gözümde, ama boş ver, gül sen, nereden bileceksin ki, şu koskoca kahkahanın ufacık titreşimleri bile domino taşları gibi yıkıyor hazır betonları, en sondaki benim üzerimde yine.

baksan biraz civarıma, göreceksin oysa, kalemim siyah, tek muhabbetim şimdi şu ufak mengeneyle, ortak kullanıyoruz bir şapkayı, siyah, biram bile. ama kesme sen, gül, bak bu kadar siyah içinde, dört kızın önümdeki, üçü bembeyaz, komik olabilir ama en azından arkamdan gülme, ağır tüyleri vardı ya ceketinin bir önceki söyleşimizde, onların yönünü değiştirdim sen yokken biraz önce, anlaşıldı ki bütün mesele buymuş. belki uyanmalıydım sen saçlarının şeklini değiştirdiğinde o gece, kıl tüymüş bütün mesele, o ağırlığın hepsi saçlarının şeklinde ve tüylerin üzerindeymiş; okşadım, geçti.

söyleyeceklerim bitti derken tam, yanımdan siluetin geçti, bakmadan yüzüme, belki çekindi, ama o gün de söylemiştim sana yanlış hatırlamıyorsam, birazını bugün; ben bir enteresan kişiyim bu cemiyette, aşık olduğumda kendime anlatırım herkesten önce ve çoğu zaman sadece, çoğu zaman kapanır böylece bu iş, ya da en fazla, ufacık bir şey isterim. demiştim ya, adını öğrenmek istiyordum, aşka benzer bir şey dolaşıyordu peşimde, öğrendim işte, geçti, şöyle: …

yine de isterdim, bir kere de sen söyle. benim gitmem gerekiyor çünkü artık, daha fazla geciktirme.

resim:www.studiodestruct.com


 2 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


uzun gece, güzel ay; dede

…cansu’ya

bazı çocukların “dede”si vardır, teoride herkesin varmış gibi görünse de. etrafında binlerce insanla arkadaşsız dolaşılabildiği gibi, bazılarının dedesi sadece vardır, bazılarının, dedesi vardır.

benim dedem vardı, 1980 yılının en uzun gecesi, aralık 21’de vardı en son, sabahı, yoktu. ilk yakın ölümdü benim için, 6 yaşındaydım ve babamdan bile daha yakınımdaydı dedem, koca ailede en son bana söylediler, düşünür dururlarmış, “ona nasıl…” diye.

onlar söylemedi, ben anladım, hastaydı ya zaten, herkes de fazla sessizdi. ilk büyük kaybımdı, yaşım 6, çok ağladım.

sonra olgu’ya kadar, 18 yıl, ağlamadım. 31 aralık’tı, vardı, gecesi sessiz sedasız gitti, 18 yıllık ağladım. bazı insanların “arkadaşı” vardır, ağlanır.

27 yaşında olmalısın, kocaman bir kadınsın, yine de gözlerin kuruyuncaya kadar, ağlamalısın. bakma hadi, yeter diyenlere, seni öyle görmeye dayanmaz elbet yürekleri, gizli gizli de olsa, ağla… bitsin gözyaşların, uzuuun yıllar, hatta umarım bir daha hiç, ağlamayasın…

bazı insanların “dedesi”, bazılarının “arkadaşı”, annesi, babası, kardeşi, bazı insanların, “canından çok sevdikleri” vardır. çeker giderler bir gün, aslında seni üzmek istemezler, bilirsin, ama giderler, bir şey yapamazsın, “neden” diye bağırır, nefesin bitene kadar ağlarsın. ya da tek damla yaş dökemez, şaşakalırsın. öyle ya da böyle, hiçbir şey yapamazsın, bazı dedelerin sesi, bazılarının nefesi vardır, nereye giderse gitsin hep civardadır…

deden, gerçekten canından çok sevdiysen, hafızan yerinde durdukça sağdır… aldığın her nefeste yanı başındadır…

hadi, ağla, ya da ağlama… deden yanında.


 3 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


çatal kalkan ekibi - 1 (arkası yakın)

bu kadar güzel gülüyor olman çok önemli ve sarsıcı olabilirdi, ama sen bu kadar güzel gülüyorken benim buradan sevmememe rağmen üst üste içtiğim biraların ömrünü uzatmaya çalışarak, bir yandan da bunları yazmak istememe rağmen, gözlerimi defterimde değil de gözlerinde saklamanın yollarını arayarak, çaresiz ve sevilmek isteyen bir yavru köpek tiplemesi yapıyor olmam, bu sarsıcılık ve güzelliğin tadını tahmin bile edemeyeceğin kadar buruklaştırıyor. senin bu olan bitenden haberin olmaması mümkün mü, ya da mümkün olabilir mi istesem, bunlardan nasıl bir göz şekli oluşur, ya da oluşur mu? oluşsa senin düşük mü çekik mi hüzün mü gündüz mü olduğunu anlayamadığım, ama türlü lisanlarda ve hatta birtakım kabile notalarında “öldürücü bir bakış metodu” anlamına geldiğine hiç şüphe olmayan gözlerin, bana bu haberdarlıktan bir yarım ay gülebilir mi, ya da acaba, dolunay mıdır söylemek istediğim?

birtakım sıfatlar var, sanki hepsi senin için uydurulmuş, bu gecelik, ya da belki bir yarım ay zamanı, bazı övgü dolu sıfatlar var, hepsi çeşitli kıyafetler çeşitli vücutların üstüne giydirilmiş, ama hepsi aslında senin üstüne dikilmiş bu gece, zarafet kimin üzerinde ve hüzün gözlük kimi gözlerde, ama bütün bunlar ve delirtici ve geri kalan bütün sıfatlar aşkla ilgili, bu gece senin gülüşünde, yeryüzündeki her göz alıcı kadın senin gardırobundan giyinmekte. oysa türlü baş döndürücü sıfatların hepsini sen giymişsin aslında herkesten önce, üstelik giyen herkeste bir şeyler var sanki örtülüp saklanması gereken bir şekilde, bir senin hiç ihtiyacın yok bir şeyleri gizlemeye, olduğun gibi çünkü, bütün inanılamayan güzellikler, teninin üzerinde.

ama biliyor musun ki, o kadar çok güzeli ben taşıyamıyorum bir süredir, üzerindeki etrafındaki, ötendeki berindeki her şey bana ağır geliyor, inanmazsın belki ama ceketinin yakasında bir kürk var, kürk oluşundan belli, tüy gibi hafif olmalı, ben öyle sanmıştım, öyle olmalıydı, niye bu kadar ağır o ve dokunursam öleceğimi hissettiren parmaklarının arasındaki sigaranın dumanı, karşındaki şekilsiz edepsiz adamın tavırları, ve inanmazdım belki ama, saçının bir tek teli bile, ağır!

al işte… çakmakla yaksaydın şunu, susmuştum çoktan, ama kibrit, öyle bir ışık yerleştirdi ki yüzünün üzerine, ne oldu biliyor musun, ay var gökyüzünde, birdenbire bunun farkına vardım sayende. ay var gökyüzünde, hamak olmuş geçen gece, şimdiyse ramak kaldı gözlerine evrende hiç bulunmamış, ama hep başka yerlerde kendi halinde takılmış bir ayın izlerini sürmesine. türlü makyajlar var, envai çeşit kadının gözlerinde, ama bir tek seninkilerde sanki bu gece, zifiri karanlıkta, kendi kendine hiç sönmeyen bir sigaranın ucundaki, o değdiği andan beri bana emrivaki biralar ısmarlayan turuncu mum ışığı, parmaklarını görüyorum ama benimkilere değmiyorlar. oysa az önce, burada, gözlerini görür gibi olmuştum, benimkilerin yerinde onlar vardı, ikimize iki göz yani toplamda, aritmetik bir hata belki de şu an burada bu kadar maske arasında yaşanan aşk. senin hiç böyle bir aşkın oldu mu, ya da hiç haberin oldu mu böyle bir aşktan, senin sigaranın ucunda ay kadar uzaktan yanan mumun ışığından… nasıl bir kokusu var bilemezsin, almasan daha iyi belki de, alsan, burnundan bir daha silemezsin.

adını öğrenmek istiyorum sadece, çünkü bir ad veremiyorum.

fotoğraf: www.flickr.com/photos/lunadirimmel


 3 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


gel otur şöyle

geç otur şöyle kardeş, yerleş, bir lojman vermiş olabilirler sana, bir oda bir yurtta. çoğunuza verirler, kalanınız da kiralık evlere yerleşirsiniz genelde, ne kadar kalacağınız belirsiz olduğundan benimle.

kim bilir sorup soruştururken neler duydun, daha görmeden sevdin belki, ürktün ya da. belki yüzünü ekşittin, il sınırına bile varmadan bunalıp bozkırdan burnunu kıvırdın hatta. peşin peşin ne hükümler verdin, kim bilir.

gri. bahse girerim en çok bunu duydun adımla beraber, diğer benzer sıfatlarla birlikte: sıkıcı, puslu, memur, kravatlı, ceketli, monoton, soğuk… tanışacağız yakında, bunların hangisi ne kadar gerçek, kendin göreceksin, doğrusu da bu zaten, çok şey söylemem anlamlı olmadığı gibi yersiz de. haberlerde neredeyse her gün ilk benden bahsediliyor, hem en sıkıcı öznelerle, neler düşünüyordun acaba dinlerken, gelmeden. nereme hiç dokunmamanı tembihlediler, keserler mi dediler, soyarlar mı, neyse ne, ben o işlere bakmam, gezer etraflıca görürsün dilersen. veya güneşli bahar günlerimde bile yanında bir kazak, bir hırka bulundurman şart mı gerçekten, anlattıkları gibi? boş verelim bunları, ıvır zıvır, ben o işlerden de pek anlamam.

ben sana başka şeyler anlatacağım arkadaş, ben, evet griyim, ama aslında inan, sadece siyahtan değil, beyazdan da iyiyim. mutlaka hoşluklar umuyorsun şimdi, elbet beklentilerin çeşitli, açık konuşacağım, ben sana pek bir şey vermeyeceğim. istemediğimden değil, imkânlarım elvermediğinden, yoksa sen de denizin kıyısında güzel rüzgârlara bırak isterim ne varsa içinde kötücül, ya da bir küçücük şehrin sükûnetini yedireyim zihnine, dinlenelim beraberce. istemez miyim sanıyorsun her gün başka bir temaşaya atayım seni içimde, en güzel müzikleri benim sesimden dinle, en havalı danslar için onlarca sahne kurayım sana, ama bildiğin griyim işte, bembeyaz bir dünya kuramam sana, ha, seni karalara da boyamam, korkma.

utanmasam “zırnık alamazsın benden” diyeceğim, değil mi? değil; sana küçücük bir ipucu vereceğim, yakalarsan, başka hiçbir yerin veremeyeceği şeyler var öbür ucunda, dinle. her yeni gün yeni insanlar atacağım önüne, büyük görünsem de çok kente göre, o kadar küçüğüm ki, sık sık karşına çıkacaklar hepsi. ve sen, misafir, zamanla seçeceksin aralarından yanında hep olsun istediklerini. en çok beni sevenlere bak, en iyi onlara. çünkü karşılıksız aşk tuhaf ve pahası biçilemeyen bir şey, onlara hiç veremeyeceklerimi bile bile seviyorlar işte beni ve böylece eşi bulunmaz dostlar oluyorlar, bana ve seçtiklerine. çok ve iyi okullar var bende örneğin hocam, ama diploma alırken nerede ne iş yapacakları belirsiz, para bende değildir ama yine de beğenilmeyen şu kasaba halimden para için iş aşk hayat için ayrılmak zorunda kalırken onlar, içleri hep buruktur. denizsiz yaşayamaz ya örneğin bazısı, onlar denizi aylarca görmeden âşık kalmayı öğrenir, vapura bindiklerinde, ayazıma alışkın bedenleri yanı başında bekler dalgaların, diğerleri içeri koşarken yer kapmaya. o kadar az yerim var ki oturup iki tek atmaları için akşamları, ama nereye otursalar evleri bilirler kısa sürede, kimle otursalar kardeşleri.

ben yani sana, bu kadar az şey sunarken, hayatın boyunca en çok ihtiyacın olabilecek şeyi, en güzel dostlarını bulma şansını vereceğim.

gel otur şöyle kardeş, simidim özel, çayım güzel, iki lafın belini kıralım hele. bakarsın sarar muhabbetim, kalkasın gelmez.

gazete solfasol, ekim 2011

 ankara  memur  başkent  gri 
 3 notes
yorumlar


metintwitleyolla facebook'a


devreden mayıs faturaları - 3

sırt üstü yatmışım ki yaptığım şey değil pek, sırtım yeşil altı beyaz altı yeşil, tepemde simsiyah perde üstü başı yaldız yıldız, oraya bile ahşaplar çekmişler görmeyeyim diye, koca koca kuleler inşa etmişler soğuk demirden siyah yeşil, görmeyeyim diye ama nasıl görmeyeyim, altımda bembeyaz perde, her tarafı alevlenmede, üstüne tilkiler basmış, çakallar her yerine, çamura bulamışlar her tarafını, alevleri yıldızları görmeyelim diye, bu nasıl hırstır, peki ala, emirleriniz başımız üstüne, görmeyelim; ama niye!?! bir bakarım oturmuşum, asırlardır aynı deri üzerinde, kimbilir kimlerin ertesinde, kıçımı her kıpırdatışımda onlarca alalı kıyafetin binlercedişi gıcırdıyor aynı anda, tam karşıda üç beş ayrı çizikli sekiz on kırık diyor ki memnunsunuz, içinden tek geçen kelime: memursunuz! buz tutmuş kalorifer petekleri var işte, öyle bir soğuk var ki damarlarında akan her ne ise içinde, buz, büyüdükçe artıyor hacmi ve patladı mı işte sızıyor dimağı hepsinin, sidik gibi sapsarı, aşağı, kulaklarının arkasındaki feryatların, omuzlarına çakılı ahların üzerine, ama işte ısıtamazsınız, ahlar deniz, alnımızdan akan sidiğiniz, ısıtamazsınız, farkındasınız, sırf bundan zaten, bırakıyorsunuz aksın kendi üzerinizden, balıklar yanıyor, siz ısınmaya çalışıyorsunuz, sıçsanız nafile, ahlar güneş, kapatamazsınız.

ayaktayım yine de çoğu vakit, bunca yılın ağır metal yükü sırtımızda zaten efeler, kayışınız tutmaz, kemerler verdiğiniz, bizim belimizi sarmaz, sanmayın elimize verdiğimiz gün gelip boynunuza dolanmaz, öyle bir disiplinle asılacaklar ki iki ucundan, biçare yakalayıp kulaklarını taşana kadar bokla doldurduğunuz bu evlatlar, siz bile şaşıracaksınız, pamuktan görünmez iplik olsa sözünüzle kesip koparamayacaksınız, sakın şaşırmayın. bana şaşırma hakkı tanımadınız, bu adamların hiçbirine, bilerek ve isteyerek hem de, korkunuzdan, siz de biliyorsunuz çünkü, geçilmiyor forsunuzdan ama bir gün, herkes çıplak kalacak, sizin sadece, omzunuzda ahlardan dövmeler. kazımakla çıkmaz, kırın boynunuzu, ısırın omzunuzu, koparın; alttan çizgi çizgi yıllar çıkacak, horladığınız çocukların öfkeleri, havladığınız günlerin atılmamış taşları organlarınızın hepsinde, dökemezsiniz, tutturduğunuz kinleri bıraktıramazsınız efeler, efeliğiniz üç günlük, adabı, insanı, hayatı unutturan kıyafetleriniz çıkmaz sandınız üzerinizden.    kafanızdan aşağı kaynar sular döküp sucuk gibi soyacaklar, şaşırmayın, asırlarca kusacaklar kafanızdan aşağı, ovaları vadileri köyleri çamurları yakıp içine atacaklar sizi, küfürler fırtınada kar taneleri, yanaklarınızı delip geçecek, en yakıcı bildiğiniz alevler vız gelecek yanında, kulaklarınız duymaz olana kadar patlayacak.  bu adamların her günü yirmi dört saatten, vermediğiniz merhameti istemeyin, göstermezler, uyarmadı demeyin, kulaklarınıza istif istif kelimeler yığmışsınız, bu surattaki kızgınlık, yanındaki yılgınlık, hayal kırıklıkları, üzüntüler, hepsi uyanın diyedir, kulaklarınızın halinden bile anlıyor ki bu çocuklar, gözlerinize sokmaya çalışıyor, neyin körlüğüdür bu, bir değil iki değil, beş tane duyu, ne ara nerede kaybettiniz, topunu mu, hiç olmadı dokunun, bunlara değmeye yetmez ama vücudunuz, burnunuzdaki kokunun sahibi ağzınızdaki tadınkiyle aynı: ne yedirdiyseniz, o! ayaktayım çoğu vakit gibi yine, insan, sizin elinizden gelemeyeni yapmak bize hiç düşmez, ne haddimize, affınıza sığınıyorum efeler, ama sırtlardaki yüklerle saldınız bu çocukların yumuk yumuk ayaklarını bu boklu çamurlu yollara, yükünü atan alır taşı eline efeler, katar önüne, ahlar koskoca birer hedef önlerinde, vücudunuzun artık her yerinde, taşlarlar efeler, benden söylemesi; bitmez köpekliğiniz!

 mayıs 
 1 note
yorumlar


Tweets

kabaca şöyle

söz uçar, yazık olur.

ruhum oynak, dilim masal,
iki çift laf ediyorsam biri maval.

ha, dersen ki hep yazı hep yazı, biraz da neşe vereydin, o şurada: http://birolozdemir.tumblr.com/

 

tema Spartan by r3ginald