December 14, 2011 @ 7:42am •
metin •
twitle •
yolla facebook'a
devreden mayıs faturaları - 3
sırt üstü yatmışım ki yaptığım şey değil pek, sırtım yeşil altı beyaz altı yeşil, tepemde simsiyah perde üstü başı yaldız yıldız, oraya bile ahşaplar çekmişler görmeyeyim diye, koca koca kuleler inşa etmişler soğuk demirden siyah yeşil, görmeyeyim diye ama nasıl görmeyeyim, altımda bembeyaz perde, her tarafı alevlenmede, üstüne tilkiler basmış, çakallar her yerine, çamura bulamışlar her tarafını, alevleri yıldızları görmeyelim diye, bu nasıl hırstır, peki ala, emirleriniz başımız üstüne, görmeyelim; ama niye!?! bir bakarım oturmuşum, asırlardır aynı deri üzerinde, kimbilir kimlerin ertesinde, kıçımı her kıpırdatışımda onlarca alalı kıyafetin binlercedişi gıcırdıyor aynı anda, tam karşıda üç beş ayrı çizikli sekiz on kırık diyor ki memnunsunuz, içinden tek geçen kelime: memursunuz! buz tutmuş kalorifer petekleri var işte, öyle bir soğuk var ki damarlarında akan her ne ise içinde, buz, büyüdükçe artıyor hacmi ve patladı mı işte sızıyor dimağı hepsinin, sidik gibi sapsarı, aşağı, kulaklarının arkasındaki feryatların, omuzlarına çakılı ahların üzerine, ama işte ısıtamazsınız, ahlar deniz, alnımızdan akan sidiğiniz, ısıtamazsınız, farkındasınız, sırf bundan zaten, bırakıyorsunuz aksın kendi üzerinizden, balıklar yanıyor, siz ısınmaya çalışıyorsunuz, sıçsanız nafile, ahlar güneş, kapatamazsınız.
ayaktayım yine de çoğu vakit, bunca yılın ağır metal yükü sırtımızda zaten efeler, kayışınız tutmaz, kemerler verdiğiniz, bizim belimizi sarmaz, sanmayın elimize verdiğimiz gün gelip boynunuza dolanmaz, öyle bir disiplinle asılacaklar ki iki ucundan, biçare yakalayıp kulaklarını taşana kadar bokla doldurduğunuz bu evlatlar, siz bile şaşıracaksınız, pamuktan görünmez iplik olsa sözünüzle kesip koparamayacaksınız, sakın şaşırmayın. bana şaşırma hakkı tanımadınız, bu adamların hiçbirine, bilerek ve isteyerek hem de, korkunuzdan, siz de biliyorsunuz çünkü, geçilmiyor forsunuzdan ama bir gün, herkes çıplak kalacak, sizin sadece, omzunuzda ahlardan dövmeler. kazımakla çıkmaz, kırın boynunuzu, ısırın omzunuzu, koparın; alttan çizgi çizgi yıllar çıkacak, horladığınız çocukların öfkeleri, havladığınız günlerin atılmamış taşları organlarınızın hepsinde, dökemezsiniz, tutturduğunuz kinleri bıraktıramazsınız efeler, efeliğiniz üç günlük, adabı, insanı, hayatı unutturan kıyafetleriniz çıkmaz sandınız üzerinizden. kafanızdan aşağı kaynar sular döküp sucuk gibi soyacaklar, şaşırmayın, asırlarca kusacaklar kafanızdan aşağı, ovaları vadileri köyleri çamurları yakıp içine atacaklar sizi, küfürler fırtınada kar taneleri, yanaklarınızı delip geçecek, en yakıcı bildiğiniz alevler vız gelecek yanında, kulaklarınız duymaz olana kadar patlayacak. bu adamların her günü yirmi dört saatten, vermediğiniz merhameti istemeyin, göstermezler, uyarmadı demeyin, kulaklarınıza istif istif kelimeler yığmışsınız, bu surattaki kızgınlık, yanındaki yılgınlık, hayal kırıklıkları, üzüntüler, hepsi uyanın diyedir, kulaklarınızın halinden bile anlıyor ki bu çocuklar, gözlerinize sokmaya çalışıyor, neyin körlüğüdür bu, bir değil iki değil, beş tane duyu, ne ara nerede kaybettiniz, topunu mu, hiç olmadı dokunun, bunlara değmeye yetmez ama vücudunuz, burnunuzdaki kokunun sahibi ağzınızdaki tadınkiyle aynı: ne yedirdiyseniz, o! ayaktayım çoğu vakit gibi yine, insan, sizin elinizden gelemeyeni yapmak bize hiç düşmez, ne haddimize, affınıza sığınıyorum efeler, ama sırtlardaki yüklerle saldınız bu çocukların yumuk yumuk ayaklarını bu boklu çamurlu yollara, yükünü atan alır taşı eline efeler, katar önüne, ahlar koskoca birer hedef önlerinde, vücudunuzun artık her yerinde, taşlarlar efeler, benden söylemesi; bitmez köpekliğiniz!